Başbakan Davutoğlu Strazburg'da

Başbakan Davutoğlu Strazburg'da

Başbakan Davutoğlu Strazburg'da

Başbakan Davutoğlu Strazburg'da

19 Nisan 2016 Salı 14:01
41 Okunma
Başbakan Davutoğlu Strazburg'da
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Avrupa'da meydana gelen terör eylemlerine yönelik hassasiyeti ve tepkiyi önemsiyor, değerli ve gerekli buluyoruz. Ancak aynı hassasiyet ve tepkinin Ankara ve İstanbul'daki terörist saldırılar için de gösterilmesini bekliyoruz. Gösterilmemiş olmasından da derin hüzün duyuyoruz." dedi.

Davutoğlu, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu'na Türkçe hitabında, Türkiye'nin Avrupa'daki yeri açısından bugünün özel öneminin olduğunu belirtti.

Türkçe'nin, AKPM'nin çalışma dilleri arasına girmesinin ardından Avrupa'nın bütün renkleriyle temsil edildiği bu platformda hitap eden ilk Türk başbakanı olmanın onurunu taşıdığını vurgulayan Başbakan Davutoğlu, "Güzel Türkçemiz artık bu salonda ve Avrupa Konseyi'nin bütün salonlarında konuşma dili olarak kullanılacaktır." diye konuştu.

Davutoğlu, buna katkıda bulunanlara teşekkür ederek, "Türk milleti Avrupa'nın ayrılmaz parçasıdır, Türkçe de Avrupa dillerinin kardeşi, güzel ve insani ifadelerle en köklü diller ailesinin arasında hak ettiği yeri almıştır." ifadesini kullandı.

"Dost acı söyler" sözünü hatırlatan Başbakan Davutoğlu, "Eleştiri dostluğun nişanesidir. Dost olduğumuz için, ortak bir gelecek perspektifimiz olduğu için eleştirir, yanlışı, doğruyu açıkça ifade ederiz. Bugün ortak sorunlarımız hakkında bu anlayış ve açıklıkla konuşmak istiyorum." değerlendirmesini yaptı.

Dışişleri bakanlığı döneminde, 5 yıl önce bakanlar komitesi dönem başkanı sıfatıyla Avrupa'nın geleceğine ilişkin ortak bir vizyon inşa edilmesi ihtiyacına yönelik burada konuştuğunu anımsatan Davutoğlu, o döneme ilişkin bilgi verdi. Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:

"Aradan geçen 5 yıl içinde tekrar bir muhasebe ihtiyacıyla karşı karşıyayız. Aradan geçen 5 yıl sonra bugün, bu kürsüden aslında çok daha pozitif konuşmak isterdim. Demek isterdim ki aşırıcılık ve yabancı düşmanlığıyla mücadelenin kazanıldığı, dil, din , etnik ve ırk temelli ayrımcılıkların geride bırakıldığı, birlikte, barış içinde yaşama kültürünün egemen olduğu, temel hak ve özgürlüklerin bütün bireyler ve gruplar için gerçekleştiği, masum insanları, ortak değerlerimizi ve Avrupa'nın istikrarını hedef alan terörizmin kökünün kazındığı, insanlık suçları olan antisemitizm ile İslamofobi ile de mücadele eden, daha özgür, güçlü, müreffeh bir Avrupa'dan bahsedebilmeyi çok isterdim. Maalesef bugün karşınızdaki tablo dünden daha geridedir ve karşı karşıya kaldığımız sorunlar dünden daha derindedir. Ayrımcılık ve hoşgörüsüzlük Avrupa toplumlarında gittikçe artan bir biçimde kendini gösteriyor. Ekonomik krizin hala devam eden etkileri ve kitlesel göç dalgaları karşısında hükümetler çareyi korumacı ve katı politikalarda arıyor."

- "Yek vücut, yek yürek olmak zorundayız"

Bunun yabancı düşmanlığı ve ırkçı eğilimlerin yükselişe geçmesi için elverişli bir ortam sağladığına dikkati çeken Başbakan Davutoğlu, Müslümanların, göçmenlerin ve Romanların ayrımcı muamelenin ilk sıradaki mağdurları olduğunu belirtti. Bunları işsizlik, yoksulluk, suç ve güvenlik sorunlarının sebebi olarak gösteren siyasi çizgilerin gördüğü desteğin Avrupa'nın geleceğine dair endişeleri artırdığını vurgulayan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ne yazık ki ırkçı ve faşist eğilimleri olan partilerin ve bu parti liderlerinin yükselişi modern Avrupa'nın savunduğu eşitlik, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi değerlerle de büyük bir tezat oluşturuyor. Son dönemde Paris, İstanbul, Ankara ve Brüksel'de yaşanan alçak saldırılar terör tehdidinin aldığı küresel boyutu bize bir kez daha gösterdi. Biz Türkiye olarak her zaman küresel sorunlara karşı küresel tedbirler alınmasını, küresel ortak hassasiyetler geliştirilmesini savunduk. Bugün de aynı fikirdeyiz, yarın da aynı fikirde olacağız. Avrupa'da meydana gelen terör eylemlerine yönelik hassasiyeti ve tepkiyi önemsiyor değerli ve gerekli buluyoruz. Ancak aynı hassasiyet ve tepkinin Ankara ve İstanbul'daki terörist saldırılar için de gösterilmesini bekliyoruz. Gösterilmemiş olmasından da derin hüzün duyuyoruz. Ne coğrafya ne tarih ne kültür ne de siyaset hiçbir gerekçenin terörist eylemler karşısında alınacak farklı tutumları meşrulaştırmayacağını biliyoruz. Eğer teröre karşı ortak bir tepki verilmesini önemsiyorsak, terör saldırıları yüzünden hayatını kaybeden insanları siyasi çizgileri, kültürleri, mezhepleri, dinleri, kültürleri veya coğrafyaları üzerinden bu insanları ayırt edemeyiz. Bu bir retorik değil, Avrupa değerlerinin ve ortak gelecek perspektifinin zorunlu kıldığı insanı bir tutumdur. Bu çerçevede ortak terör tehdidi karşısında hiçbir gerekçeye sığınmadan yek vücut, yek yürek olmak zorundayız."

Başbakan Davutoğlu, maalesef Avrupa ortak hukuk sahasındaki boşlukların halen doldurulamadığına işaret ederek, "Doğrudan terörle bağlantılı şahıs ve kurumlarla ilgili taleplerimize etkin cevaplar verilemiyor." dedi.

Avrupa Birliği'nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne katılım sürecinde uzun yıllardır arzu edilen gelişmenin kaydedilemediğine dikkati çeken Davutoğlu, şöyle konuştu:

"İnsanlığın büyük acıların ardından ortak sağduyusuyla geliştirdiği evrensel değerler ne yazık ki istisnalar ve hiyerarşilerle sınanıyor. Avrupa kalbindeki krizleri de aşamıyor. Kırım, Yukarı Karabağ, Güney Osetya, Abhazya, Transdinyester ortak hukuk sahamızın kırıldığı fay hatları olarak kalmaya devam ediyor ve hemen her gün birinin patlaması riskiyle de karşı karşıya kalıyoruz. Türkiye bulunduğu coğrafyada etrafındaki 5-6 ülkede yaşanan derin krizlerin etkisini hisseden bir ülke olarak dondurulmuş krizlerin bir an önce temel, uluslararası hukuk bağlamında çözülmesine özel bir önem atfediyor."

- "Yüreğimiz ardına kadar açıktır ve açık kalacaktır"

Başbakan Davutoğlu, Avrupa'nın bugün tarihinin en büyük kitlesel göç dalgalarından biriyle karşı karşıya kaldığını anımsatarak, BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin verilerine göre, dünyada 230 milyon kişinin göçmen durumunda olduğunu vurguladı. Bunların 70 milyonun mülteci statüsünde olduğunu ifade eden Başbakan Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu veriler başta Avrupa olmak üzere bütün dünyayı göç üzerinden yeni ve büyük bir sınamaya tabi tutuyor. Gururla bir ülkeyi, milleti temsil etmek anlamında gururla bulunuyorum. Bütün bu mültecilere ev sahipliği yapan ülkeler arasında Türkiye, dünyada en fazla mülteci ağırlayan ülkedir ve benim ülkemde bu mülteciler ağırlanırken, Kilis gibi bazı şehirlerde gelen Suriyeliler oradaki yerleşik Türk vatandaşlarından daha fazlayken, tek bir mülteci karşıtı gösteri, tek bir Arap veya Suriye karşıtı bir akım toplumda egemen olamadı. İnsani tavrı göstermek bizim için en büyük meziyettir. Savaştan, baskıdan, aşırı fakirlikten kaçanlara el uzatmak tüm insanlığın ortak sorumluluğudur. Bu hem ahlaki bir sorumluluk hem de siyasi bir zorunluluktur. Küreselleşmenin, hayatın her alanını etkilediği böyle bir ortamda adalet ve merhameti de küreselleştirmek zorundayız. Aksi halde dünyanın hiçbir bölgesinde ne adaletten ne özgürlükten ne de güvenlikten söz edebiliriz. Türkiye'nin bu konudaki tutumu açıktır. Yaklaşık 6 yıldır devam eden Suriye'deki istikrarsızlık boyunca hukukuyla insani ve vicdanı sorumluluklarının gereği olarak açık kapı politikası uyguluyoruz. Her yerde söylüyorum bizim bu mazlumlara, masumlara kapımız açıktır, ülkemiz açıktır ama en önemlisi yüreğimiz ardına kadar açıktır ve açık kalacaktır. Buna önümüzdeki dönemde de bu insani tutumu sürdüreceğiz."

Davutoğlu, BM verilerine göre, dünyada en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülkenin Türkiye olduğunu yineleyerek, 2,7 milyonu aşkın Suriyeli ile 300 bine yakın Iraklı ve diğer ülkelerden gelenleri Türkiye'de misafir ettiklerini söyledi.

"Bu göçmenlere ev sahipliği yaptığımız yıllar boyunca en ufak bir ötekileştirme veya yabancı düşmanlığı yaşanmamıştır." diyen Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Bu nedenle halkımla gurur duyduğumu bir kez daha vurgulamak isterim. Bu kürsüden, salondan 78 milyon vatandaşıma bu konudaki tutum dolayısıyla takdirlerimi ifade etmek isterim. Sayıca çok daha az Suriyeli göçmene sahip Avrupa'da rastlanan kötü uygulamaları yadırgadığımı da burada, bu salonda ifade etmek zorundayım. Türkiye'deki Suriyeli kardeşlerimizin 270 bin kadarı kurduğumuz kamplarda kalmaktadır. Kamplardaki Suriyeli sığınmacıların gıda, eğitim, sağlık başta olmak üzere her türlü ihtiyaçları devletimizce karşılanmaktadır. Kamplar dışında kalanlar göçmenler de geçici koruma statüsü altındadır. Sağlık ve eğitim hizmetleri devletimizce karşılanmakta, onlardan sağlık ve eğitim hizmetleri için tek bir kuruş dahi alınmamaktadır."

(Sürecek)

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.