Başbakan Davutoğlu: (5)

Başbakan Davutoğlu: (5)

Başbakan Davutoğlu: (5)

Başbakan Davutoğlu: (5)

06 Mart 2016 Pazar 11:47
29 Okunma
Başbakan Davutoğlu: (5)

Başbakan Ahmet Davutoğlu, kimsenin meşru siyasi otoritenin verdiği talimatlar dışında bir talimatla hareket edemeyeceğini belirterek, "Bürokraside bu rasyonelliği ve hesap verilebilirliği sağlayana kadar da Paralel Yapı ile yürüttüğümüz mücadele kararlı bir şekilde sürecek. Paralelle mücadele de hiç bir kurum ayrımı gözetmeden bütün devlet yapısında sürecektir, sürmektedir" dedi.

Davutoğlu, A Haber Gündem Özel'de katıldığı canlı yayında, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Genelkurmay Başkanlığı'ndaki görevden almalara ilişkin Davutoğlu, Genelkurmay'da yapılan işlemin hukuki bir işlem ve bir disiplin uygulaması olduğunu ifade ederek, Genelkurmay'ın kendi mantığı içinde, münferit olarak çekilip değerlendirmenin dışında ele alınması gerektiğini söyledi.

Bürokraside paralel ile mücadelede her kurumun üzerine düşeni yaptığını aktaran Davutoğlu, bürokraside rasyonel bir hiyerarşi olduğunu ve bu rasyonel hiyerarşide herkesin nihai kertede millete ve milletin temsilcilerine hesap vermek durumunda bulunduğunu kaydetti.

Ahmet Davutoğlu, kimsenin herhangi bir yerden talimat alamayacağını vurgulayarak, "Kimse meşru siyasi otoritenin verdiği talimatlar dışında bir talimatla hareket edemez. Bürokraside bu rasyonelliği ve hesap verilebilirliği sağlayana kadar da Paralel Yapı ile yürüttüğümüz mücadele kararlı bir şekilde sürecek. Paralelle mücadele de hiç bir kurum ayrımı gözetmeden bütün devlet yapısında sürecektir, sürmektedir" diye konuştu.

Başbakan Davutoğlu, Zaman gazetesine kayyum atanmasına değinerek, şöyle devam etti:

"Dün bu konuyla ilgili bir açıklama yaptım. Tamamıyla hukuki bir süreçtir. Basın özgürlüğü konusunda Türkiye'de kimsenin şüphesi olmamalıdır. Ancak basın faaliyeti ile basın faaliyetini örterek yapılan başka faaliyetler arasındaki ayrımı da hepimiz yapmak durumundayız. Türkiye'de hükümetimiz aleyhine, genel olarak eleştirel faaliyet yapan çok sayıda basın yayın organı var. Hiçbirisine de herhangi bir hukuki işlem yapılmıyor. Çünkü eleştiri en doğal haktır. Burada söz konusu olan sadece bir basın faaliyeti değil, özellikle meşru halk desteğiyle iktidara gelmiş bir hükümete ve onun organlarına geçmişten beri yürütülen bir operasyonun neticesinde gelinen bir noktadır. Burada Paralel Yapı'nın karapara da aklama dahil bir çok işlemin söz konusu olduğu bir hukuki iddianame var. Bunun da nihai kertede belirleyicisi ve sürecin yürütücüsü yargı organlarıdır. Kesinlikle hükümetimiz açısından bu anlamda yönlendirici söz konusu değildir. Yargı organlarının aldığı kararlarda uygulanacaktır."

- "Yeni bir gelişme yok"

Fetullah Gülen'in iadesi ile ilgili soru üzerine Davutoğlu, "Yeni bir gelişme yok. Türkiye'nin bu konuda ABD ile ikili ve uluslararası hukuk çerçevesinde yürütülen teşebbüsleri var. Umarız en kısa zamanda netice alınır. Bu temaslar sürüyor" dedi.

Davutoğlu, Anayasa Mahkemesinin Can Dündar ve Erdem Gül hakkındaki kararının ardından yapılan değerlendirmelerin hatırlatılması üzerine, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay gibi bütün yüksek yargı organlarının görevlerini ifa ettiklerini, bu anlamada birbirlerine bir üstünlükleri olmadığını söyledi.

Her birinin kendi alanında Anayasa'nın belirlediği sınırlar içinde faaliyet gösterdiğini anlatan Davutoğlu, Anayasa Mahkemesi'nin bu anlamda Yargıtay'ın yerine geçecek bir temyiz mahkemesi olmadığını, Danıştay'ın ya da birincil mahkemelerin görevini ifa etmeyeceğini aktardı.

- "Hançer saplarcasına bir operasyon gerçekleştirildi"

Anayasa Mahkemesinin çerçevesinin Anayasa ile belirlendiğini vurgulayan Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Buradaki hassas nokta şu; bu iki gazeteci ile ilgili olayın bir esası var. Esasta, Türkiye'nin Bayırbucak Türkmenlerine yürüttüğü bir yardım ve destek faaliyetinin devlet yapılarına sızmış bazı çeteler tarafından engellenmesi ve bunun basına verilmek suretiyle Türkiye hakkında bir karalama faaliyetinin yürütülmesi. Öyle bir kritik zaman, büyükelçiler konferansını yapıyoruz. Bir gün sonra da Brüksel'e Başbakanımız Erdoğan ile birlikte gideceğiz. Bir gün sonra da Cenevre'de Dışişleri Bakanları toplantısına katılacağız. Cenevre bağlamında Suriye çözümü için. Tam da bütün bu takvimin arasında Türkiye'nin itibarına ve yürütmekte olduğu faaliyetlere hançer saplarcasına bir operasyon gerçekleştirildi. Şimdi bu faaliyetin Türkiye'nin itibarını karalamak anlamında bir casusluk faaliyeti olduğu konusunda bizim bir şüphemiz yok. Özel olarak tertip edilmiş, belli bir zaman içinde yapılmış, Türkiye'ye dönük bir hamleden bahsediyoruz. Bununla ilgili bir hukuki süreç işliyor. Hukuki süreç işlerken devlet sırlarını yayımlamak anlamında ve Türkiye'nin DAEŞ'e yardım ettiği gibi son derece alçakça bir iftirayı da yaparak... Olayın üzerinden 1,5 yıl geçtikten sonra bir seçim ortamında tekrar provokatif bir yayın yapılıyor. Tam Türkiye demokratik bir seçime giderken ve olay hukuki bir süreç kazanmış ve dava sürerken bu yapılan yayın, basın özgürlüğü yayını değil, açık bir şekilde devlet sırlarını ifşa etmektir. Burada sadece ifşa değil, bir itham da var. Gerçekte olamayan itham var. İşin esası bu. Yürüyen hukuki süreç bununla ilgili. Basın özgürlüğü konusunda yapılan bir eylem söz konusu değil."

- "Anayasa Mahkemesi birincil mahkeme değildir"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, gazeteciler tutuklandığında, tutuksuz yargılanmanın esas olduğunu, buna ancak hakimlerin karar verebileceğini ifade ettiğini hatırlatarak, bugün de aynı kanaatte olduğunu söyledi.

Suç tespit edilene ve hüküm giyene kadar olması gereken esas tutumun tutuksuz yargılama olduğunu ifade eden Davutoğlu, ancak hakimlerin şu ve bu gerekçeyle tutukluluğa karar verebildiğini aktardı. Davutoğlu, "Bu da hakimlerin takdiridir, bizim değil" dedi.

Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Bu konuda Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru tutuklu yargılanma ile ilgili olabilir. Çünkü o konuda işlem bitmiş. Yani 'tutuklu yargılanmamı kaldır' diyebilir. Bu bireysel bir başvuru olabilir hukuki süreç devam ettiği için ama bunun ötesine geçerek, asli, birincil mahkemenin yerine koyarak, Anayasa Mahkemesi bunun bir basın özgürlüğü meselesi olduğu gibi bir yargıda bulunamaz. İddianamenin diğer adımlarını gözardı edemez. Bizim kanaatimiz bu. Bunu açıkça ifade ettim.Tutuksuz yargılanma ile ilgili verilecek karar ayrı ama şu an devam eden bir hukuki yargılanmayı belirleyecek, yönlendirecek, o dava hakkında hüküm verecek şekilde bu bir basın özgürlüğü meselesidir dediğiniz anda birincil mahkemenin vereceği kararı ön alıcı bir şekilde belirlemiş oluyorsunuz. Anayasa Mahkemesi, birincil mahkeme değildir. Zaten Anayasa Mahkemesini birincil başvuru hakkını biz niye verdik? Türkiye'de AİHM'e gitmeden önce bir filtreleme sistemi olsun diye. Yani birincil mahkeme kararını verecek. Bu karardan hoşnut olmayan Yargıtay'a temyize gidecek. Bütün hukuki imkanlar kalmadıktan sonra Anayasa Mahkemesine başvurulabilir. Bireysel başvurunun esas mantığı bu. Anayasa Mahkemesi karar verdikten sonra bu sefer AİHM'e gitme kapısı açık kalır. Ancak şimdi Anayasa Mahkemesinin birincil mahkemede süregiden bir davayı öne alarak, Yargıtay yerine kendini koyarak, karar vermesi hukuk sistemimizi keşmekeşe sokar. Gereksiz yere bireysel başvuru hakkının istismar edilmesine ve Anayasa Mahkemesi üzerinde büyük bir baskı oluşmasına yol açar. Hepimizin bunu yeniden düşünmesi ve Anayasa Mahkemesinin bu konudaki yetkisinin doğru anlaşılmasını temin etmemiz lazım."

Başbakan Davutoğlu, "Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un değiştirileceği iddiaları" üzerine "Şu anda böyle başlamış bir çalışma yok. Bütün bu yaşananlardan sonra bu değerlendirilir" dedi.

- "Anayasa Mahkemesi Başkanı ile de gerekirse konuşuruz"

Bireysel başvuru hakkının AK Parti iktidarı döneminde getirildiğini hatırlatan Davutoğlu, bu hakkın Türkiye'de hukuki sistem üzerindeki baskıyı da aldığını anlattı.

Bu hakkın verilmesiyle AİHM'e gereksiz yere giden birçok başvurunun Anayasa Mahkemesi düzeyinde elenebildiğini aktaran Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Ama bunun sınırlarının doğru tespit edilmesi lazım. Aksi takdirde herkes Anayasa Mahkemesine başvurur. Bütün yargı sistemi itibarını kaybeder. Sanki birincil mahkemeler hak ve hukuk dağıtamazmış gibi Anayasa Mahkemesine yönelir insanlar. Bir anda Anayasa Mahkemesi Türkiye'nin bütün davalarına bakan bir mahkeme haline gelir. O zaman Yargıtay ve Danıştay'ın rolü ne olacak? Birincil mahkemelerin ve HSYK'nın rolü ne olacak? Bir kere bunun netleşmesi lazım. Yeni Anayasa yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı koruyan yapısıyla kendi iç tutarlılığı içinde oluşacak. Şu an yargı reformu çalışmasını yürütüyoruz. Bilirkişi ile ilgili yasa çalışması bakanlar kurulundan geçti. Açıkladığım yargı reformu paketi adım adım uygulanacak. Bu anlamda bireysel başvurunun doğru değerlendirilmesi ve Anayasa Mahkemesinin Türk yargı sistemi içinde doğru yere oturtulması için gerekli çalışmaların yapılması lazım. Yargıtay ve Danıştay başkanları ile bir görüşme gerçekleştirdim. Kanaatlerini alma imkanı oldu. Anayasa Mahkemesi Başkanı ile de gerekirse konuşuruz. Yargıyı bir hiyerarşik yapıya oturtup, Anayasa Mahkemesini bütün bu hiyerarşik yapının üstünde ve her şeye müdahil bir mahkeme haline getirmek, Anayasa Mahkemesi üzerinde büyük bir baskı söz konusu olur. O açıdan her taşın kendi yerinde doğru işlevini yürütebilmesi lazım."

(Sürecek)

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.