Anayasa Mahkemesinin 54. kuruluş yıl dönümü

Anayasa Mahkemesinin 54. kuruluş yıl dönümü

Anayasa Mahkemesinin 54. kuruluş yıl dönümü

Anayasa Mahkemesinin 54. kuruluş yıl dönümü

25 Nisan 2016 Pazartesi 12:55
Anayasa Mahkemesinin 54. kuruluş yıl dönümü
Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, teröre ve şiddete teşvik eden ifadelerin, ifade özgürlüğünün koruması altında olmadığını belirterek, "Zira terörün ve şiddetin başladığı yerde sözün hükmü kalmaz" dedi.

Arslan, Anayasa Mahkemesinin 54. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Yüce Divan salonunda düzenlenen törende konuştu.

Anayasal demokrasilerin asıl amacının temel hak ve hürriyetlerin etkili şekilde korunması olduğunu kaydeden Arslan, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmasıyla bu amacın gerçekleşmesi için yeni ve önemli bir adım atıldığını söyledi.

Anayasa Mahkemesinin kendisine verilen bu görev çerçevesinde temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yaptığı katkıyı, nitelik ve nicelik olarak ortaya koymak gerektiğini dile getiren Arslan, bireysel başvuru istatistiklerini paylaştı.

Bireysel başvuruların başladığı 23 Eylül 2012'den bu yana toplam 59 bin 833 başvurudan 37 bin 536'sının yani yüzde 63'ünün sonuçlandırıldığını aktaran Arsan, 22 bin 297 başvurunun incelemesinin ise devam ettiğini bildirdi.

Başvuruları sonuçlandırma oranının her geçen yıl arttığına dikkati çeken Arslan, 2013'te yüzde 50 olan bu oranın 2014'te yüzde 53'e, 2015'te ise yüzde 77'ye yükseldiğini kaydetti. Arslan, başvuruları sonuçlandırma kapasitesinin 2015 yılında bir önceki yıla göre yüzde 50 artış gösterdiğini vurguladı.

Bireysel başvurularda bugüne kadar bin 215 hak ihlali kararı verildiği bilgisini paylaşan Arslan, ihlal kararlarının yaklaşık yüzde 73'ünün adil yargılanma, yüzde 6'sının kişi özgürlüğü ve güvenliği, yüzde 4'ünün mülkiyet, yüzde 3'ünün yaşam, yüzde 3'ünün ifade özgürlüğü hakkına, yüzde 11'inin ise diğer hak ve hürriyetlere ilişkin olduğunu aktardı.

Arslan, adil yargılama hakkı ihlallerinin yüzde 75'inin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline ilişkin olduğunu ifade ederek, bunların yüzde 55'inde 5-10, yüzde 19'unda 10-15, yüzde 16'sında ise 20 yılın üzerinde yargılama sürelerinin söz konusu olduğunu anlattı.

Yargılama sürelerinin uzunluğunun yapısal sorun olduğuna işaret eden Arslan, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin ilkelerin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve AYM tarafından belirlendiğini, bu kapsamda yapılan başvuruların verilen ilkeler doğrultusunda sonuçlandırıldığını bildirdi.

- "Yargılamaların uzamasının en önemli nedeni ağır iş yükü"

Arslan, yargılama sürelerinin uzunluğuna ilişkin incelemelerin Anayasa Mahkemesi bakımından yerleşik hale geldiğini belirterek, yargılamaların uzamasının en önemli nedeninin ağır iş yükü olduğunun altını çizdi.

Bu sorunu çözmek için atılan adımları olumlu karşıladıklarını aktaran Arslan, faaliyete geçecek istinaf mahkemelerinin, davaların makul sürede sonuçlandırılmasına katkı sağlamasını umduklarını söyledi.

AYM Başkanı Arslan, bireysel başvuruların toplumsal hayata ve hukuk sistemine, biri pratik, diğerleri dönüştürücü olmak üzere 3 önemli etkisi olduğunu ifade etti.

Bireysel başvuruların, Türkiye aleyhine AİHM'e yapılan başvuruların sayısında önemli azalmaya neden olmasının, bu konunun pratik etkisini gösterdiğine dikkati çeken Arslan, 2012'de yaklaşık 9 bin olan AİHM'e Türkiye aleyhine yapılan ve yargısal organa sevk edilen yıllık başvuru sayısının, 2015'te 2 bin 208'e düştüğünü kaydetti.

Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bireysel başvurunun dönüştürücü ilk etkisi, Anayasa Mahkemesinde paradigma değişiminin itici gücü ve temel aracı olmasıdır. Bu paradigma, insanı ve onun hak ve hürriyetlerini önceleyen bir yaklaşımı ifade etmektedir. Doğası gereği 'hak eksenli' yaklaşımı zorunlu kılan bireysel başvuru, mahkemenin norm denetimini de etkileyerek bu alanda da hak ve özgürlüklere öncelik veren bir yaklaşımın benimsenmesini sağlamıştır. Bireysel başvurunun bir diğer dönüştürücü etkisi ise bireylerin başvuru yollarını tükettikten sonra Anayasa yargısına doğrudan erişiminin sağlanmış olmasıdır. Bunun sonucu olarak Anayasa Mahkemesi toplumsallaşmaya başlamış, başka bir ifadeyle topluma ve insanların günlük hayatına temas eden bir kurum haline gelmiştir.

Bireysel başvuru, daha çok tanınmış kişilerin başvuruları nedeniyle kamuoyunda gündeme gelmekle birlikte mahkememiz günlük hayatta herkesin karşılaşabileceği sorunlara ilişkin olarak adı duyulmamış binlerce kişinin başvurularını incelemiş ve bunların bir kısmında ihlal tespit etmiştir. Bu kapsamda kadastro davası uzun sürenlerden, arazisine kamulaştırmasız el atılanlara, yanlış tedavi nedeniyle sakat kalanlardan trafik kazasında yakınlarını kaybedenlere kadar binlerce insanımız, başvuru yollarını tükettikten sonra Anayasa Mahkemesine başvurmaktadırlar."

- Trafik kazası örneği

Eşini trafik kazasında kaybeden kişinin açtığı davanın zaman aşımından düşmesi sonucu yaptığı bireysel başvuru örneğini veren Arslan, "Anayasa Mahkemesi, davanın zaman aşımından düşmesinin, ölenin eşi olan başvurucunun ve genel olarak toplumun, hukukun üstünlüğüne olan inancını sarsacağına, hukuka aykırı davranışlara hoşgörü gösterildiği ve kayıtsız kalındığı izlenimi yaratabileceğine dikkati çekmiştir. Haksız biçimde yaşama son veren eylemin cezasız kalması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir." diye konuştu.

Başvuruların çok büyük kısmının günlük hayatta herkesin karşılaşabileceği bu ve benzeri sorunlara ilişkin olduğunu söyleyen Arslan, bunların dışında toplumun kronikleşmiş ve bir açıdan siyasallaşmış sorunlarının da bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşındığını anlattı.

Zühtü Arslan, şunları dile getirdi:

"Mahkeme, ülke gündemini uzun süre meşgul eden başörtüsü, evli kadının soyadı, usulsüz telefon dinlemeleri ve telefon dinlemelerinin basına sızdırılması, gizli tanıklık, yargılamalarda dijital verilerin delil olarak kullanımı, internet haberciliği gibi pek çok konuda kararlar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, bütün bu başvurularda başvurucuların dini, siyasi veya ideolojik kimliğine bakmadan 'hak eksenli' bir yaklaşımla anayasal hakların ihlal edildiği iddialarını incelemiştir. Anayasa Mahkemesi, paradigma değişiminin ve hak eksenli yaklaşımının tipik örneklerinden birini başörtüsüne ilişkin bireysel başvuru kararında görmek mümkündür. Bir avukat olan başvurucu, duruşmaya günlük yaşamında olduğu gibi başörtüyle girmek istemiş, hakim Anayasa Mahkemesinin ve AİHM'in başörtüsüyle ilgili kararlarını gerekçe göstererek buna izin vermemiştir. Bunun üzerine bireysel başvuruda bulunulmuştur.

Anayasa Mahkemesi, bu başvuruya ilişkin kararında daha önce kamuoyunda '4+4+4' olarak bilinen kanunun, anayasallık denetiminde ortaya koyduğu dinin toplumsal ve kamusal alandaki görünürlüğüne imkan tanıyan özgürlükçü laiklik anlayışını hatırlatmıştır. Kararda, 'toplumda farklı dinlerin, inançların ya da inançsızlıkların bulunduğu' gerçeğinden hareketle, devletin toplumsal çeşitliliği koruyarak bireylere inançlarıyla bir arada yaşayabilecekleri bir siyasal ve hukuksal düzeni inşa etmesi gerektiği vurgulanmıştır."

- Başörtülü avukat kararı

Arslan, Anayasa Mahkemesinin, avukatın başörtülü duruşmaya katılmasının engellenmesine yönelik uygulamanın din ve vicdan özgürlüğüyle ayrımcılık yasağını ihlal ettiği sonucuna vardığını hatırlattı.

Anayasa Mahkemesinin kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan bazı davalara ilişkin bireysel başvurularda da önemli kararlar verdiğini anımsatan Arslan, tutuklu milletvekillerinin başvurularında makul süreyi aşan tutukluluk nedeniyle hem kişi özgürlüğünün hem de seçilme hakkının ihlal edildiğine karar verildiğini söyledi.

Aynı şekilde emekli Genelkurmay Başkanı hakkında verilen mahkumiyet kararının gerekçesinin uzun süre açıklanmaması nedeniyle ihlal tespit edildiğini aktaran Arslan, kamuoyunun yakından izlediği ve çok sayıda Türk Silahlı Kuvvetleri mensubunun yargılandığı davalarda da adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığını anlattı.

- İfade özgürlüğü kararları

AYM Başkanı Arslan, Anayasa Mahkemesinin ifade özgürlüğü konusunda da önemli kararlar verdiğini belirterek, "Bu kararlarda ifade özgürlüğünün demokratik toplumun vazgeçilmez bir unsuru olduğu vurgulanarak, bu özgürlüğün çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğu belirtilmiştir. Mahkeme, ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen düşünceler için değil, başkalarınca rahatsız edici görülen görüş ve düşünceler bakımından da geçerli olduğuna işaret etmiştir" diye konuştu.

Türkiye'nin yıllardır mücadele ettiği terör ile ifade özgürlüğü arasındaki ilişkiye de değinen Arslan, ifade özgürlüğünün demokrasilerde en yakıcı sorunları bile serbestçe tartışma ve çözüm önerilerini savunma imkanı sunduğunu dile getirdi.

Bunun ön şartının ise terörü, şiddeti ve şiddet dilini reddetmek olduğunu vurgulayan Arslan, "Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarında da vurgulandığı gibi teröre ve şiddete teşvik eden ifadeler, ifade özgürlüğünün koruması altında değildir. Zira terörün ve şiddetin başladığı yerde sözün hükmü kalmaz" ifadelerini kullandı.

Arslan, Anayasa Mahkemesinin, verdiği kararlarla adalet, hukukun üstünlüğü, temel hak ve hürriyetler gibi değerlerin gerçekleşmesine katkı yaptığını, bu kararların bireylerin adalet duygularını tatmin etmek suretiyle onların devlete ve hukuka güvenlerini de artırdığına inandıklarını söyledi.

Arslan, "Bu nedenle bireysel başvurunun hukuk sistemimiz açısından önemli bir kurum ve kazanım olduğu söylenebilir. Türkiye'de uygulanan bireysel başvuru sisteminin diğer ülkeler bakımından da dikkate alınması gereken başarılı ve iyi uygulama örnekleri arasında gösterildiği de bilinmektedir" şeklinde konuştu.

Zühtü Arslan'ın konuşmasının ardından, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Arslan'ın makamında bir süre sohbet etti.

(Bitti)

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.