AKSEM eğitim hayatına başladı

AKSEM eğitim hayatına başladı

AKSEM eğitim hayatına başladı

AKSEM eğitim hayatına başladı

10 Nisan 2016 Pazar 13:17
AKSEM eğitim hayatına başladı

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Mümkün olsa önce Kılıçdaroğlu'ndan başlamak üzere bütün evlere, bütün evlerin baş köşesine 'Edep Ya Hu' hattını yerleştirmek isterdim. Bütün siyasi partilere, bütün okullara, bütün mekanlara 'Edep Ya Hu'... Hat, kelamın kalemle kemale ulaştığı bir sanatın adıdır. Kelamı yüreğinde hisseden bir hattat, kalemle kemale ulaşmak için bunu yapar." dedi.

AK Parti İstanbul İl Teşkilatı ve ilçe teşkilatlarında görev yapanların, kişisel ve mesleki gelişimine yönelik eğitim programlarının planlandığı AK Parti Sürekli Eğitim Merkezi (AKSEM) eğitim hayatına, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun verdiği ilk dersle başladı.

Burada yaptığı konuşmada Davutoğlu, uygulamadaki üçüncü önemli prensiplerini anlatarak, "AK Parti hareketi bir ortak akıl hareketidir. 14 Ağustos 2001'de yola çıktığında Sayın Cumhurbaşkanımızın kullandığı iki kavram var, erdemliler hareketi ve ortak akıl hareketi. Biz hani birtakım paralel çetelerde olduğu gibi aklını bir tek kişiye ihale edenlerin partisi değiliz. Biz teşkilatın her bir ferdini bir gün geldiğinde genel başkanın üstlendiği görevin bir kısmını üstlenecek ya da belki de ilerde gençler olarak tümünü üstlenme potansiyeline sahip olacak, onurlu, vakur, kendi aklını kullanabilen, özgür düşünceli yeni gençler istiyoruz." diye konuştu.

Davutoğlu, her şeyi "Nasıl olsa teşkilat başkanı, il başkanımız, genel başkanımız düşünür" diyerek düşünen değil, "Bir gün bu ağır yük omzumda" kalır diyen, kendini geleceğe hazırlayacak gençler istediklerini aktardı.

"Sadece mitinglerde çok büyük coşkuyla meydanları doldurup, bugün derse bile 10 dakika geç başlamamıza sebebiyet veren coşkularıyla her birinin alnından öpüyorum gençlerimizin. Allah sizden razı olsun. Sadece böyle coşkuyla meydanları doldurup, coşkuyla siyaset yapan gençler değil, bunu yaptıktan sonra evine, kütüphaneye gidip, '20, 30 sene sonra bu görev benim üzerimde kaldığında eksik hiçbir müktesebatım olmasın' diye çalışan gençler ve dava adamları istiyoruz." diyen Davutoğlu, teşkilatın içinde edeple, nezaketle soru sorabilen teşkilat mensupları istediklerini söyledi.

En temel prensiplerinin istişare olduğunu ama bunun gerçekleşebilmesi için istişare eden birinin özgür irade ve düşüncelerine saygının da gerektiğini dile getiren Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Her biriniz öylesine iyi yetişeceksiniz ki istişarede elinizdeki tüm imkanları, heybenizdeki tüm düşünceleri ortaya koyacaksınız. Ondan sonra bir karar alınacak ama emin olun ki hiçbir zaman 'Geleceğe bir gün hazır olurum' diye beklerseniz gelecek sizi yakalamaz. Şahsi bir hatıramı nakledeyim. 12 Eylül öncesinde bir olay esnasında bir şekilde zarar görüp diyeyim, yaralanmış demeyeyim, evimde kitap okuyordum. Bir arkadaşım geldi, dedi 'Nasıl kitap okuyorsun? Dün saldırıya uğradın, yarın okula gidip gitmeyeceğimiz belli değil. Yaşayacağımız dahi belli değil, sen oturmuş yaralı bir şekilde kitap okuyorsun.' Dedim ki bunu da gençlere bir tavsiye, nasihat olarak zikrediyorum, ne zaman ömrümüzün biteceğini Rabbimiz bilir. Biz bilemeyiz. Bizim elimizde böyle bir irade yok. Belki yarın, belki yarından da erken olabilir. Ama bildiğim bir şey var ki Hz. Peygamber o büyük misyonuna 40 yaşında başladı. 40 yaşında onun sahip olduğu o misyonun ağırlığını taşıyabilmek için, biz 40 yaşına geldiğimizde hangi niteliklerle veya müktesebatlarla donanmamız gerekiyorsa ona hazırlanmamız lazım. Varır mıyız, varmaz mıyız Allah bilir ama eğer varacaksak bizim o güne hazır olmamız lazım."

Davutoğlu, 1999'da profesör olduğunu anlatarak, bir taraftan o zaman öğrenci hareketlerinde olduğu gibi şimdi de siyasi hareketler içinde çaba sarf ettiklerini söyledi.

Başbakan Davutoğlu, "Saldırıya uğrayacağız, zorlanacağız, hakaretlere maruz kalacağız ama aziz gençler, sizin çok kısa bir sürede siyasi kariyer yapma iddianızın ötesinde daha orta ve uzun vadede de bütün bu yükü omuzlama, bunun içinde müktesebat oluşturma sorumluluğunuz var. Çabuk başarılar ve çabuk kariyerler yerine, köklü temeller ve vizyoner bir gelecek için çalışın. İktidar partisinin gençliği olmak bazen kısa süreli bazı imkanları size sunabilir. Biz bunları hayal etmiyorduk. Ne Sayın Cumhurbaşkanımız, ne bizler bizim neslin büyük idealleri ülkemiz için vardı da kendimiz için büyük makam düşüncemiz yoktu ama Rabbim onu lütfettiğinde sizlerin ona hazır olmanız lazım." şeklinde konuştu.

Bu duruma hazır olmanın hakkıyla yapılamadığında o vazifenin de layıkıyla yerine getirilemeyeceğini ve gençlerden bu hareketin bir ortak akıl hareketi olduğunu unutmamasını isteyen Davutoğlu, işlerin istişare edilerek ortak akılla yapılması gerektiğini söyledi.

- "Bütün evlerin baş köşesine 'Edep Ya Hu' hattını yerleştirmek isterdim"

Uygulamada dördüncü önemli prensibin üslupta nezaket olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Söylemde, sözde, iletişimde sadece edep. Mümkün olsa önce Kılıçdaroğlu'ndan başlamak üzere bütün evlere, bütün evlerin baş köşesine 'Edep Ya Hu' hattını yerleştirmek isterdim. Bütün siyasi partilere, bütün okullara, bütün mekanlara 'Edep Ya Hu'... Hat, kelamın kalemle kemale ulaştığı bir sanatın adıdır. Kelamı yüreğinde hisseden bir hattat, kalemle kemale ulaşmak için bunu yapar. Bizim nihai hedefimizi şu veya bu uzun sürede bu makamları işgal etmek değil. Kim ki bir makamı daha uzun süre muhafaza edeyim derse Allah onu bizim yanımızda barındırmasın. Kim ki 'Bu makamda daha uzun süre kalayım' diyerek, şahsi hırsını bütün bir davanın önüne geçirirse aramızda yeri olmasın." diye konuştu.

Edeple ahlakı birleştiren kavramın mahviyet olduğunu söyleyen Davutoğlu, ahlakın esasının tevhid, vahdetin esasının da Esma-ül Hüsna olduğunu dile getirdi.

Davutoğlu, Allah'ı hakkıyla idrak edemeyen birisinin ahlakının, siyasetinin ve birçok şeyinin eksik olacağını ifade ederek, şöyle devam etti:

"Bir devlet adamı ki kudret sahibidir, bir sözüyle insanları işsiz bırakabilir, iş sahibi yapabilir. O devlet adamı eğer o kudreti kendisinden bilirse sapar ama 'Kadir-i Mutlak olan Allah'tır' diye düşünen bir devlet adamından daha güçlü birisi yoktur. Önce kadir olanın Allah olduğunu bilecek, sonra siyaset yapacaksınız. Aksi taktirde kudreti kendinizden bilirseniz işte o zaman o kudretin kölesi olursunuz. Bir müddet sonra da edebi kaybedersiniz. Aynı şekilde bir ilim adamı olarak söylüyorum, bir ilim adamı eğer ilmi kendisinden bilir, ilmiyle tekebbüre yönelirse ondan daha zararlı birisi çıkamaz. Ama alimler alimi olan alim bir zatın ilmine ram olmuşsa ve kendi ilmini onun ilmi karşısında bir zerre mesabesi karşısında görmüyorsa, ilim orada başlar. Eğer mal, mülk sahibi olan birisi sahip olduğu mal, mülkü mutlaklaştırır ve onların malikini kendi zannederse mutlak maliki unutursa, o mülk de onun cehennem azığı olur tabiri caizse. Biz malik, kadir, alim olanın rızası için bu yola çıktık. O zaman da edebi hiç terk etmeyeceğiz. Mahviyet onun karşısında hiçlik mesafesinde olmaktır ama zalimin karşısında kadiri mutlakın kudretini eline alıp, en büyük özgüvene sahip olmaktır devlet adamlığı. Zalimin karşısında muktedir, kadirin karşısında mahviyetle davranmadıkça devlet adamı, siyaset adamı olamazsınız, olmamalısınız. İşte bizim kudrete bakışımız bu. Edeple muamele edeceğiz. Başkası bırakın hakaretle muamele ederse ona edep dersi vereceğiz. Şeyh Edebali'yi dinlemek, okumak güzeldir de uygulamak zordur. 'Bundan sonra öfkelenmek bize, sabır size' diyor değil mi? Dönüp diyeceğiz ki kötü söz size, iyi söz bize. Hakaret size yakışır, güzel söz bize yakışır. Kadına karşı, çocuğa karşı sözle taciz size yakışır, yetimin başını okşamak, kadına onurla davranmak bize yakışır."

(Sürecek)

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.