Akademisyenlerin 'terör örgütü propagandası' davası

Akademisyenlerin 'terör örgütü propagandası' davası

Akademisyenlerin 'terör örgütü propagandası' davası

Akademisyenlerin 'terör örgütü propagandası' davası

22 Nisan 2016 Cuma 18:57
38 Okunma
Akademisyenlerin 'terör örgütü propagandası' davası
"Terör örgütü propagandası yapmak" suçundan 7,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle 4 akademisyenin yargılanmasının, suçun vasıf ve mahiyetinin TCK'nın 301. maddesinde belirtilen "devleti aşağılamak" suçunu oluşturması ihtimaline binaen durdurulması ve dosyanın yargılama izni alınması için Adalet Bakanlığı'na gönderilmesine karar verildi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, kimlik tespitinin ardından sanıklar Muzaffer Kaya, Esra Mungan, Meral Camcı ve Kıvanç Ersoy sırasıyla savunma yaptı.

Sanıklardan Muzaffer Kaya, "Bugün bu mahkemede, bizim şahsımızda, gerçekte Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının barış ve ifade özgürlüğü yargılanmaktadır. İddianamenin yarısından çoğu zaten ifademiz ve bildirilerimizden ibarettir." dedi.

İddianamedeki çözüm süreci anlatısının suç isnadıyla hiçbir alakasının olmadığını, çok gereksiz detaylara girildiğini ve savcının "wikipedia"daki bilgilerden yararlandığını savunan Kaya, "Açıkçası ben hoca sayılmam ama öğrencim bana böyle bir özet yapsa 10 üzerinden 2 bile vermezdim." diye konuştu.

Karışıklık yaşanırken, ülkenin vatandaşları ve akademisyenleri olarak maaşlarını alıp sessizce oturmayı vicdanlarına yediremediklerini söyleyen Kaya, "Bu aslında bizim gibi insanların aslında 'yeter be' çığlığıdır. Asıl sorgulanması gereken bizim bildirimiz değil, vicdansız yurtta harp cihanda harp politikasıdır" ifadesini kullandı.

Dava konusu bildirinin hükümete hem uyarı hem talep niteliğinde olduğunu ve bildiriyle hükümetin daha şeffaf, daha sahici çözüm sürecine dönmeye çağrıldığını ileri süren Kaya, şunları kaydetti:

"Bizi söylediklerimizle değil söylemediklerimizle suçlamaya çalışmış iddia makamı. Savcı, sadece hükümete yönelik bir çağrı yaptığımız, örgüte bir çağrı yapmadığımızı söylüyor. Buna itirazım var. Hukuken söylemediklerimizden değil ancak söylediklerimizden sorumlu olabiliriz. Biz yasa dışı bir örgüte hangi hukuki bağla çağrı yapabiliriz? Kendimizi böyle bir konumda göremezdik."

Bildirinin "Bese Hozat" adlı bir örgüt yöneticisinin talimatıyla yazıldığı iddiasının dayanaksız ve tutarsız, hakaret niteliğinde olduğunu savunan Kaya, "İddianamede adı geçen örgüt yöneticisinin (Bese Hozat), yüzlerce akademisyeni talimatla harekete geçirebileceğini iddia etmek bence mükemmel bir örgüt propagandasıdır. Bence savcı kendisi örgüt propagandası yapmıştır" diye konuştu.


- "Bize daha çok sahip çıkıldı"

Sanıklardan Esra Mungan da, haklarında dava açıldıktan sonra kendilerine daha fazla sahip çıkıldığını belirterek, kalıcı bir barış ve gerçek demokrasi talep ettiğini, imza attıkları metnin hiçbir örgüt ismi barındırmadığını ve sadece devlete hitap ettiklerini öne sürdü.

Mungan, bildiride ölümlerin katlanarak arttığına dikkat çekilerek "barış masası kurulmalı" dendiğini belirterek, "Kamuoyunda büyük bir yara açmıştır tutuklanmamız. Umarım bu mahkeme, ülkedeki ve dünya kamuoyunun vicdanını rahatlatacak yönde bir karar verir." dedi.

Kıvanç Ersoy ise, "Bir barış bildirisiyle bu suç nasıl işlenmiş olabilir, anlamak zor. Hiçbir örgütün adı geçmiyor. Vatandaşı olduğumuz devletten barış talep ediyoruz. Adını anmadığımız bir şeyin propagandasını nasıl yaparız, anlamıyorum. Cebir, şiddet, tehdit içeren herhangi bir söz bulunmuyor" diyerek yaptığı savunmada, iddianamedeki tüm isnat ve ifadelerin Anayasa'yı inkar etme anlamına geldiğini iddia etti.

Ersoy, "Can güvenliğimizi savunmak için bu bildiriye imza attık. Merci tabii ki devlettir, başka bir taraf olamaz. Barışı savunmak Anasayal haktır. Ölümlerin olmadığı bir Türkiye'yi savunmak vazifemizdir." diye konuştu.


- "Biz Türkiye'yiz"

Aydınların adalet duygusuyla tavır alan ve bu tavrını korkusuz bir şekilde sahiplenen kişiler olduğunu belirten Ersoy, "Biz Türkiye'yiz. Biz Türkiye olarak önemli bir iş yapıyoruz. Demokrasiye güçlü bir şekilde sahip çıkma rolünü gerçekleştiriyoruz. Bunun bedeli bileklerimizdeki kelepçi izleri olabilir. Hedef gösterenler, soruşturma açan iradeler, iddianame yazanlar, kanlarımızla duş alacağını söyleyenler, pişman değiliz, yine olsa yine imzalarız." ifadesini kullandı.

Savcının anayasayı ihlal ettiğini savunan Ersoy, şöyle konuştu:

"Savcı, ülkemizi meslektaşlarımızın önünde küçük düşürüp suç işlemektedir. Onun bizlerin işini aksatması haksızlıktır. Bu suça ortak olmayın beklentisindeyim. Savcı bizim gibi işinde gücünde bilim adamlarını zorla kahraman yaptı. Gençler, 'Kıvanç Ersoy'un denklemleriyiz, Muzaffer Kaya'nın olgularıyız, Esra Mungan'ın kumrularıyız, Meral Camcı'nın karanfilleriyiz' diyor. Kimsenin, 'İrfan Fidan'ın iddialarıyız' diyeceğini zannetmiyorum. Çünkü bu iddialar çürüktür, mesnetsizdir, tutarsızdır, elde kalmaktadır."

Sanık Ersoy, "Neye meydan okumak olarak algılanırsa algılansın pişman değilim, yine olsa yine imzalarım. Devlete meydan okumak gibi bir suç yoktur. Bizler Türkiye toplumunda demokrasi ve barış isteği olduğunu gösterdik. Bir umut yeşertmek istedik. Bizler vatan hainleri değiliz bilakis biz Türkiye'yiz. Aydın sorumluluğuyla barışı savunduk. Dikkat çekmek için okuduk." diye konuştu.

Sanık Meral Camcı ise, imzası olan dava konusu her iki bildirinin de aslında savunması olarak kabul edilmesi gerektiğine dikkati çekerek, "Örgütle ilişkisi olduğu iddiası, yanlı bir perspektiften, yanlı bakmaktan öteye geçemeyecek bir biçimdedir. Hukuken ve vicdanen bunun temeli yoktur. Bu yüzden tutuklanmamızın da bir temeli yoktur." dedi.

Savunma yapan sanıkların tümü, tahliyelerini ve beraatlerini talep etti.


- Mahkemenin "yargılamanın durması" kararı

Sanıkların savunmalarının ardından, savcılık ve sanık avukatlarının talepleri alındı.

Bir süre ara verdiği duruşmayı tekrar başlatan mahkeme heyeti, savunmalarının alınması, dosya kapsamı, mevcut delillerin toplanması ve tutuklulukta geçen süreyi dikkate alarak tutuklu sanıkların tahliyesine hükmetti.

Sanıkların eylemlerinin oluşumu halinde, isnat edilen "terör örgütü propagandası" yapma suçunun vasıf ve mahiyetinin değişebileceğine ve Türk Ceza Kanunu'nun 301/4. maddesinde belirtilen, "Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılamak" suçunu oluşturabileceğine dikkati çeken heyet, yargılama muamelelerinin durdurularak, yasa gereği soruşturma izni alınması için dosyanın Adalet Bakanlığı'na gönderilmesini kararlaştırdı.

Mahkeme heyeti, duruşmayı 27 Eylül'e erteledi.


- Tahliye kararı sevinçle karşılandı

Akademisyenlerin tahliye edilmesi, adliye önünde bekleyen arkadaşlarınca alkış, ıslık ve zılgıtlarla kutlandı.

Burada okunan açıklamada, akademisyenlere destek verenlere teşekkür edilerek, "Mutluluğumuzun tarifi yok. Onlara kavuşacağız ve barış yolumuzda birlikte yürümeye devam devam edeceğimiz için çok heyecanlıyız. Zaten olması gereken buydu, onlar zaten hiç tutuklanmamalıydı, hiç yargılanmamalıydı, bunun da farkındayız." denildi.

Açıklamada, bildiriye imza atan diğer akademisyenler hakkında açılan tüm idari ve adli soruşturmaların da düşürülmesi talep edildi.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.