Aile Bütünlüğünün Korunmasını Araştırma Komisyonu

Aile Bütünlüğünün Korunmasını Araştırma Komisyonu

Aile Bütünlüğünün Korunmasını Araştırma Komisyonu

Aile Bütünlüğünün Korunmasını Araştırma Komisyonu

24 Şubat 2016 Çarşamba 12:37
Aile Bütünlüğünün Korunmasını Araştırma Komisyonu

AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya, "Boşanmış ailelerde çocukların teslimine dair icra emri çok yanlış. Bunu mutlaka değiştirmemiz lazım. Küçük çocukların polis memuru, icra memuru, geniş bir ordu ile gidilip evinden alınıp anneden babaya, babadan anneye verilmesi çok ciddi bir sıkıntı" dedi.

Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, AK Parti Düzce Milletvekili Ayşe Keşir başkanlığında toplandı.

Komisyonda ilk sözü, boşanma davasına ilişkin mahkeme süreci 17 yıl süren Arif Öz aldı ve deneyimlerini aktardı.

Uzun süren dava sürecinin kabul edilebilir olmadığının altını çizen Öz, "Adil yargılanmadığım gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvursam maddi manevi tazminat kazanırım. Böyle bir süreç olmaz. Bu tür olaylar insanların yargıya güvenini azaltıyor" diye konuştu.

Boşanma davalarında konulan tedbir nafakası kararlarının gözden geçirilmesini, tebligat gönderimi gibi bürokratik süreçlerin özenli gerçekleştirilmesini isteyen Öz, mevcut yöntemlerin olumsuzluklara yol açtığını söyledi.

- "İnsan kaderinden kaçamıyor. Benim kaderim bu"

Komisyona çocuklarıyla gelen Leyla Tan da erken yaşta evlilik mağduru olduğunu anlattı. Tan'ın çocukları görüşmeler sırasında toplantı salonunun dışına alındı.

Kendisinin 14, eşinin ise 17 yaşındayken kaçarak evlendiklerini ancak eşinin küçük yaşta kıza cinsel istismar nedeniyle açılan kamu davası sonucu 8 yıl hapis cezası aldığını anlatan Tan, mutlu evliliklerinin eşinin cezaevine konulmasıyla sıkıntıya girdiğini belirtti. Küçük yaşta evliliğin suç olduğunu bilmediklerini ifade eden Tan, "Bilseydik evlenmezdik, biraz daha beklerdik. Devlet beni mağdur etti. Devlet kadını koruyor ya, beni böyle korumasın. 'Küçük yaşta evlilik suç, evlenmeseydiniz' diyorlar ama insan kaderinden kaçamıyor. Benim kaderim bu. Eşimi çok seviyorum. Çocuklarımın babasını istiyorum" diye konuştu.

AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya, Adalet Bakanlığı verilerine göre Leyla Tan'ın durumunda 3 binin üzerinde kadın olduğunu vurgulayarak, "Bu ülkemizin ciddi bir sorunu. Yüce Meclisimizin komisyonumuzdan başlayarak bu konuya çözüm üretmesi gerektiği kanaatindeyim" dedi.

Yasal düzenlemenin çok dikkatli yapılması ve küçük yaşta evliliklerin önünü açmaması gerektiğinin altını çizen Özkaya, fiilin mutlaka suç olması gerektiğini, ancak cezaların yeniden düzenlenebileceğini dile getirdi.

CHP Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal bu tür kamu davalarında kadının şikayetçi olup olmamasının, evliliğin iyi gidip gitmediğinin, kadının ruh sağlığının bozulup bozulmadığının dikkate alınarak makul cezalar verilebileceğini söyledi.

Komisyon Başkanı Keşir de mağduriyet varsa bunun çözüm yerinin parlamento olduğunu, komisyonun hazırlayacağı raporda bu duruma ilişkin değerlendirmelere de yer verileceğini kaydetti.

-"Nafakaya adil ölçülerde süre sınırlaması getirilmeli"

Boşanmış İnsanlar ve Aileleri Platformundan İlknur Birsel, oğlunun boşanma davasının ömür boyu nafaka ödenmesi ile sonuçlandığını aktararak, "Ömür boyu nafaka ödemek olmaz. Genç bir insanın bütün hayatını ipotek altına alıyorsunuz. Bunun insan haklarına aykırı olduğunu iddia ediyorum. Adil ölçülerde süre sınırlaması getirilmesini istiyorum" diye konuştu.

Çocuksuz Bırakılan Babalar Babasız Çocuklar Derneğinden İbrahim Aksoy konuşmasıda, boşanmalarda kadın-erkek çatışması gibi görünen olayların asıl mağdurlarının, haklarını arayamayan çocuklar olduğunu bildirdi.

Mahkemelerin kadınların her söylediğini doğru kabul ederek, babalara kısıtlama konusunda kolay karar verdiğini savunan Aksoy, bunun adaletsiz bir yaklaşım olduğunu söyledi. Çocukların icra kararı yoluyla görülmesinin insan haklarına aykırı olduğunu dile getiren Aksoy, "Ben bir baba olarak çocuklarımı görme hakkımı istiyorum. Çocuklar üzerinden ekonomik, psikolojik baskı kurmaya çalışan kadınları korumayın, korumaya çalışmayın" değerlendirmesinde bulundu.

AK Partili Özkaya da "Boşanmış ailelerde çocukların teslimine dair icra emri çok yanlış. Bunu mutlaka değiştirmemiz lazım. Küçük çocukların polis memuru, icra memuru, geniş bir ordu ile gidilip evinden alınıp anneden babaya, babadan anneye verilmesi çok ciddi bir sıkıntı" diye konuştu.

MHP Aydın Milletvekili Deniz Depboylu da bazı boşanmış ailelerde çocukların, eşlerin birbirini cezalandırma yöntemi olarak kullanıldığını kaydederek bunun önüne geçmek için gerekli yasaların çıkarılması gerektiğini söyledi.

- "Çocuğu göstermemek, yabancılaştırma tacizi"

Boşanmış Babalar Platformu adına konuşan Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi Necil Beykont yaptığı sunumda, eski eşe ceza vermek amacıyla çocuğu göstermemek veya onu diğer ebeveynden soğutmanın "ebeveyne yabancılaştırma tacizi" olduğunu ve çocukta ebeveyne yabancılaştırma sendromuna yol açtığını söyledi.

Bu taciz türüne yönelik gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını isteyen Beykont, aile mahkemesi hakimlerinin de ebeveyne yabancılaştırma sendromuna ilişkin bilgilendirilmesini istedi.

Komisyona katılan kadın sığınmaevinden gelen iki kişi de boşanma sürecine yol açan olayları ve yaşadıkları zorlukları anlattılar.

MHP'li Depboylu, sığınmaevlerindeki kadınların yoğun travma yaşadıklarının altını çizerek, psikolojik desteğin hem kadınlara hem de çocuklara en hızlı şekilde verilmesinin önemine dikkati çekti.

-"Aile bütünlüğünü sağlarken çocuk faktörünü önemsemek durumundayız"

Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Yönetim Kurulu Başkanı Emine Sare Aydın Yılmaz ise komisyonda bir sunum yaptı.

Derneğin, 26 ilde 5 bin 36 kadın üzerinde yaptığı "Değişen Türkiye'de Kadın" başlıklı araştırmasından rakamlar veren Yılmaz, "evliliği yürütemediğimi düşündüğüm anda boşanırım" diyenlerin oranının yüzde 7.3, "evliliğimi kurtarmaya çalışırım, olmazsa boşanırım" diyenlerin oranının ise yüzde 53 olduğuna işaret etti. "Her ne olursa olsun boşanmam" diyenlerin oranının ise yüzde 39 olduğunu belirten Yılmaz, "Türkiye'de özellikle refah düzeyi yüksek çalışan kadınlarda evliliği bir şekilde kurtarmaya çalışma eğilimi var. Boşanma süreçlerinin Türkiye'de artıyor olması gibi bir argümanı artık masadan kaldırmamız gerekiyor" diye konuştu.

"Evliliğimi kurtarmaya çalışırım, olmazsa boşanırım" diyenler arasında eğitim durumu yüksek olanların oranının yüzde 74 olduğunun altını çizen Yılmaz, "her ne olursa olsun boşanmam" diyenlerin ise daha çok eğitim ve gelir durumu düşük, çalışmayan kadınlardan oluştuğunu aktardı. Evliliğini her şekilde sürdürmeye çalışanların en önemli önceliğinin çocuklarıyla ilgili kaygıları olduğunu dile getiren Yılmaz, "Dolayısıyla biz aile bütünlüğünü sağlarken çocuk faktörünü önemsemek durumundayız" dedi.

Kadına yönelik şiddetin eğitim ve gelir durumu, coğrafyası, dini, etnik kökeni olmadığının altını çizen Yılmaz, şiddet türlerinin de zaman içinde değiştiğini fizikselin yanı sıra, ekonomik, duygusal şiddetin yaşandığını, hatta işyerlerinde mobbing yoluyla da gerçekleşebildiğini belirtti.

Yılmaz, "Yüksek refah seviyesindeki kadınlar arasında fiziksel ve cinsel şiddete uğrama oranı yüzde 31 iken düşen refah seviyesindeki kadınlar için bu oran yüzde 43'e çıkıyor. Eğitim, refah seviyesi arttıkça şiddette azalma olduğu kesin. Türkiye'de en yüksek şiddet oranı Orta Anadolu Bölgesi'nde yüzde 43, bu oran Doğu Karadeniz'de yüzde 27. Türkiye'de her dört kadından biri şiddete maruz kalırken, Avrupa ortalamasında üç kadından biri" değerlendirmesinde bulundu.

Hukukun ve yasal düzenlemelerin, infaz kanunlarının en iyi uygulandığı düşünülen ülkelerde de şiddet oranının yüzde 25 düzeylerinde olduğunu dile getiren Yılmaz, bu durumun yalnızca Türkiye'ye has olmadığını, ancak etkin şekilde mücadele edilmesi gerektiğini belirtti.

Konuşmasında yapılması gerekenlere ilişkin önerileride de bulunan Yılmaz, şiddetle mücadelede mağdur kadar faillerin de üzerinde durulması gerektiğini, buna ilişkin düzenlemeler gerektiğini söyledi. Kadına yönelik şiddetin sadece asayiş sorunu olarak ele alınmaması, bunun bir toplumsal sorun olduğunu vurgulayan Yılmaz, ŞÖNİM'lerin yaygınlaştırılması, tek kapı sistemine geçilerek mağdurların her türlü yardımı ve desteği tek elden alması gerektiğini bildirdi.

Kadına yönelik şiddette faillere yönelik cezaların en üst seviyeden verilmesini, tahrik ve iyi hal indirimi yapılmamasını isteyen Yılmaz, bu alanda özel ceza infaz sisteminin de getirilebileceğini söyledi.

Yılmaz, KADEM'in yapısı ile projeleri, yürüttüğü sosyal kampanyalar ve çalışmalar hakkında da bilgi verdi.

-"Kadın-erkek rekabeti savaşa dönüşmemeli"

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan da sunumunda, evlilik olgunluğu kavramına işaret ederek, bu olgunlukta olmayan kişilerin birlikteliklerinde zaman içinde sorunların ortaya çıktığını belirtti. Kadın ve erkeğin eşit ancak biyolojik olarak farklı olduğunun altını çizen Tarhan, bu biyolojik farklılıkların sosyal yaşamı ve buna bağlı olarak evlilikteki davranışları da etkilediğini kaydetti.

Tarhan, eşine şiddet uygulayan kişilerin çoğunun kapsamlı bir taramadan geçirilmesi halinde antisosyal kişilik ve benzeri bozuklukları ve başka tıbbi sorunları olduğunun görüleceğini anlattı.

Kadın ve erkek arasındaki rekabetin kabul edilebilir olduğunu, ancak bunun savaşa dönüştürülmemesi gerektiğinin altını çizen Tarhan, böyle durumlarda evliliğin bu savaşa kurban gittiğini dile getirdi.

Ailenin bir kişiliği ve ruhu olduğunu söyleyen Tarhan, kadın ve erkek arasındaki görev ve rol paylaşımlarının ailenin ruhunu beslediğini belirtti.

İzdivaç programlarının aile yapısını olumsuz etkilediğini vurgulayan Tarhan, buraya çıkan kişilerin pek çoğunun psikolojik sorunları olduğunu, RTÜK'ün bu programları daha yakından takip etmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.