28 Şubat davası

28 Şubat davası

28 Şubat davası

28 Şubat davası

21 Nisan 2016 Perşembe 20:18
25 Okunma
28 Şubat davası
28 Şubat davasında "tanık" olarak ifade veren eski Başbakan Mesut Yılmaz, "Bütün bu gürültü içerisinde, o dönemde yaşanan olaylar içinde beni de inanıyorum ki kamuoyunu da inanıyorum ki buradaki sanık komutanlarımızı da en fazla rahatsız eden şey, Sayın rahmetli Erbakan'ın, Meclis Grubunda 'Adil düzen ya kanlı gelecektir ya kansız gelecektir' ifadesi olmuştur. Bu açıkça bir iç savaş beyanıdır. Burada ordunun sorumsuzluk duyması düşünülemez. Rahatsızlığın ortaya konulması gayet doğaldır. Bir siyasinin böyle bir beyanı karşısında ülkenin gerilmemesi, devlet teamüllerini de zorlayan o uygulamaların ortaya çıkmaması zaten beklenemezdi." dedi.

Yılmaz, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada sanık avukatlarından Ümit Kara'nın "Başbakanlığınız döneminde, 27 Mart 1998'de irticayla ilgili brifing sunuluyor. O toplantıda Batı Çalışma Grubu ve Batı Çalışma Konsepti anlatılmış. Sunumu hatırlıyor musunuz?" sorusu üzerine, detayları hatırlamadığını, birkaç kez brifing verildiğini anlattı.

Yılmaz, şöyle devam etti:

"54. Hükümetin yani Sayın Erbakan'ın başkanlığındaki hükümetin görevi terk etmesi için bir yapılanmaya gidildiği, hatta bu konuda bizimle birlikte hareket edildiği, benim, bu yapılanmanın uzantısı olarak Başbakanlığa getirildiğim, Sayın Cumhurbaşkanın da bu şeyin içinde olduğu ifade ediliyor. Bu iddiaların hepsi hayal mahsulüdür. Ben, Başbakan olmadan önce Genelkurmay Başkanı ile veya Genelkurmay Başkanlığı'nda herhangi bir şahısla bu konuda herhangi bir görüşme yapmadım. Bana hiçbir telkin yapılmadı. Yani daha önce, 1991 seçimlerinden sonra Rerah Partisi ile koalisyon görüşmeleri yaptığımız zaman Genelkurmay'ın bunu engellediği şeklinde iddialar var. Bunlar da gerçek değil.

Sayın Erbakan ile yaptığımız, zannediyorum sayıları bir düzineye yakın ikili görüşmelerde anlaşmaya varamamamızın ana sebebi, benim, kendisiyle uyumlu bir ortaklık gerçekleştiremeyeceğim konusunda vardığım kanaat. Bunun en bariz veya en belirgin noktalarından birisi, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğidir. Sayın Erbakan bu konuya kesin karşı bir tavır içerisindeydi. O, İslam ülkeleriyle bir ekonomik ortaklık önerisini bana getirdi. Ayrıca kendisi bazı hükümet icraatıyla ilgili düşüncelerini ifade edince, bunları paylaşmadığını, bunların hayata geçirilmesi halinde ülkede huzursuzluk olacağını, büyük bir reaksiyon doğacağını ifade ettim. Daha sonra da partimin kurullarında da tartıştık ve Sayın Erbakan ile Refah Partisi ile (RP) ortak hükümet kurmamaya karar verdik. Bu kararımızda herhangi bir şekilde, herhangi bir makamın, Genelkurmay Başkanı dahil hiçbir makamın, herhangi bir telkiniyle karşılaşmadık."

Sanık avukatlarından Yasin Tekakça, "Bu davada BÇG'ye birtakım eylemler yükleniyor. Birtakım brifingler verildiği söyleniyor. Size, MİT tarafından veya başka bir güvenlik birimi tarafından brifing, rapor veya evrak verildi mi?" sorusu üzerine Yılmaz, "Gayet tabii verildi. Batı Çalışma Grubu, ben zaten göreve geldikten kısa süre sonra lağvedilmişti. Dolayısıyla bu bilgileri belirli bir düzen içerisinde Başbakanlık Takip Koordinasyon Kurulundan aldım. Devletin tüm ilgili kurumlarından gelen istihbarat bu kurullarda birleşiyordu. Beni de bunlar bilgilendiriyordu ama bunların dışında bazı münferit olaylarda, irtica olayları söz konusuydu, olaylarla ilgili MİT'ten ayrıca rutin istihbaratı alıyordum." diye konuştu.

-"Kriz yaşanmaması için teamülün dışına çıkıldı"

Sanık avukatlarından Aydın Akpınar, " Hükümet kurma görevini Sayın Cumhurbaşakanı'nın Tansu Çiller'e vermesi gerekiyordu ama size verdi. Bu hususta Süleyman Demirel ile görüşmeniz oldu mu?" sorusu üzerine Yılmaz, şöyle konuştu:

"Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı ile hükümeti kurduktan sonraki aşamada birkaç defa görüştüm. Rahmetli Cumhurbaşkanının bana ifade ettiği, zannediyorum kamuoyuyla da paylaştığı gerekçe şuydu, 'Ülke çok ağır bir krizden çıkmıştı, bu krizin sorumluluğu sadece RP'ye değil, onun koalisyon ortağı olan Doğru Yol Partisi'ne (DYP) de aitti. Bu nedenle DYP'den birçok milletvekili bu partiden istifa etmişlerdi. Eğer normal teamüllere uygun olarak görevin Çiller'e verilmesi söz konusu olsaydı muhtemelen yeni bir kriz yaşanacaktı. 'Bu krizin yaşanmaması için ben, teamülün dışına çıktım, kendi yetkim dahilinde görevi sana verdim' dedi bana Sayın Cumhurbaşkanı."​

Yılmaz, bir sanık avukatının, "Başbakanlığınız döneminde, BÇG'den 'Şu öğretmeni alın, atın' diye bir talep oldu mu?" sorusuna, "Hayır" yanıtını verdi.

- "Protokol hiç olmadı"

Müşteki avukatlarından Hüsnü Tuna'nın, "1995 seçimlerinden sonra RP ve Anavatan Partisi koalisyon görüşmeleri yaptı. Şartlarda anlaşıldı, protokol hazırlandı. Anlaşma aşamasına gelmiş Anavatan Partisi ve RP koalisyonunun bozulmasının ana sebeplerini aktarabilir misiniz?" sorusuna, "Bazen gazetelerde okuyorum, şaşırıyorum, 'Acaba benim yerime başkası mı bu görüşmeleri yaptı' diye. Hiç böyle bir protokol olmadı. Sayın Erbakan çok iyimser bir insandı. Olumlu bir hava vermeye çalışırdı. Yaptığı basın toplantılarında neredeyse hükümet kurmakta olduğumuzu falan ifade etti. Aslında böyle değildi ama ben bunu görüşme sırasında kamuoyuna açıklamayı nezaketsizlik gördüm ve suskun kaldım ama nihai kararı kendimiz verdik, partimizin kurullarında verdik ve herhangi bir telkin ya da baskıyla karşı karşıya kalmadık" dedi.

Mustafa Kalemli'nin, o günlerde, dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'dan mesaj getirip getirmediği sorusunu Yılmaz, ılımlı seçmenin o dönemde DYP ve Anavatan Partisinin koalisyonunu istediğini anlatarak, "Meclis Başkanı da Genelkurmay Başkanı ile bir özel görüşmesinde, 'Ah, ne kadar iyi olur. Anlaşsalar da hükümet kursalar' diye görüşünü ifade etmiş. Yoksa bu mesaj falan değildi" ifadelerini kullandı.

Tuna'nın, "Bir konuşmanızda, 'İrticayla mücadelede hukukla bağdaştığı tartışılan birtakım organizasyonlara ihtiyaç yok. Sivil organizasyonlar oluşturulmuştur' diyorsunuz. Demokratik hukukla bağdaşmayan organizasyonlara örnek verir misiniz?" sorusuna Yılmaz, şu yanıtı verdi:

"Oradaki kastım BÇG'dir. Ben, 'BÇG hukuka uygun mudur, yasaya uygun mudur' tartışmasına girmedim. Ben doğrudan doğruya bunun kaldırılmasını ve bunun, asli sahibi olan sivil organlara verilmesini istedim. Bu da kabul görünce benim bunun hukukiliğini araştırmama gerek kalmadı. BÇG olduğu zaman yasallığının araştırılması gerekirdi. Benim zamanımda BÇG kalmadı ki."

Bir soru üzerine, BÇG'nin, Başbakanlığa gelmesinden sonraki ilk iki ay içinde lağvedildiğini söyleyen Yılmaz'a, müşteki avukatlarından Hüsnü Tuna BÇG'ye ait olduğu ve Başbakanlığı döneminde yazıldığı belirtilen Güçlü Eylem Planı ile Hava Kuvvetleri Komutanlığına yazılan bazı belgeleri okuyarak, "Acaba, Başbakanlık Uygulamayı Takip Kurulu oluşturulmasına rağmen, arka planda BÇG faaliyetlerini sürdürmüş olabilir mi? Bu yazışmalar onu göstermiyor mu?" diye sordu.

Yılmaz, soru üzerine, "Sizin ifadelerinizden de ortaya çıkıyor ki o tarihteki BÇG'nin raporları irticai faaliyetlerle ilgili değil" dedi.

Avukat Tuna'nın bunların irticai faaliyetlerle ilgili olduğunu belirtmesi üzerine Yılmaz, "O konuda cevap verecek kişi ben değilim. MGK'da alınan karar, Başbakanlık Takip ve Koordinasyon Kurulunun teşkiliyle birlikte BÇG'nin lağvedilmesidir. Bundan şu anlaşılabilir, BÇG'nin irticai faaliyetler konusundaki faaliyetleri durdurulmuştur ama belki başka alanlarda da faaliyet gösteren bir kuruluştu ve devam etmiş olabilir. Onu ben bilemem" diye konuştu.

-"Açıkça bir iç savaş beyanıdır"

"Rektörlere verilen brifing"e yönelik soruyu yanıtlarken, "YÖK Başkanı ile zaman zaman uygulamalar konusunda farklı düşündüğümüz oldu. Benim içime sindiremediğim ama yasalara uygun olduğu için devam eden uygulamalar da oldu. Bütün bunlar neyi gösterir, bilmiyorum" diyen Yılmaz, sözlerinin devamında şunları söyledi:

"Bir tek cümle söyleyeyim, bütün bu gürültü içerisinde, o dönemde yaşanan olaylar içinde beni de inanıyorum ki kamuoyunu da inanıyorum ki buradaki sanık komutanlarımızı da en fazla rahatsız eden şey, Sayın rahmetli Erbakan'ın, Meclis Grubunda 'Adil düzen ya kanlı gelecektir ya kansız gelecektir' ifadesi olmuştur. Bu açıkça bir iç savaş beyanıdır. Burada ordunun sorumsuzluk duyması düşünülemez. Rahatsızlığın ortaya konulması gayet doğaldır. Bir siyasinin böyle bir beyanı karşısında ülkenin gerilmemesi, o dediğiniz gerginliklerin, mevcut yasaları da zorlayan, devlet teamüllerini de zorlayan o uygulamaların ortaya çıkmaması zaten beklenemezdi. Düşünün ki ülkenin başbakanı 'Biz istediğimiz düzeni kuracağız, kanlı da olsa kuracağız, kansız da olsa kuracağız'... Bu ne demektir. İşte, bu burada yargılanması gerekendir."

Avukat Tuna'nın, sanıklardan İsmail Hakkı Karadayı'ya ait olduğu belirtilen kayıttaki, "Mesut Bey, size altın tepside bir iktidar teslim ediyoruz" sözünün hatırlatılması üzerine Yılmaz, "O altın tepsi nerede, bilmiyorum. Sayın Karadayı ile o beyandan sonra beraber yemek yedik. Bana, böyle bir beyanının olmadığını, o kasetin düzmece olduğunu söyledi" açıklamasında bulundu.

Avukat Tuna'nın, "Karadayı, ses kaydında 8 yıllık kesintisiz eğitimi kendilerinin istediğini söylüyor" demesinin ardından Yılmaz, Karadayı'nın, haftalık görüşmelerinin birçoğunda 8 yıllık kesintisiz eğitime ne kadar önem verdiklerini ifade ettiğini belirtti.

"Fetullah Gülen ile hiç görüşmeniz oldu mu?" sorusuna da Yılmaz, "Cevap vermezsem yanlış anlaşılır diye cevap vereyim. Ben siyasetçiyim, herkesle görüşürüm. Fetullah Gülen ile de defalarca görüştüm, hiç etkilenmedim" yanıtını verdi.

-"Bütün millete hediyedir"

Avukat Tuna, Yılmaz'a, "1997'deki Hacıbektaş şenliklerinde, Hacıbektaşlılara, 'Size en büyük hediyemiz 8 yıllık kesintisiz eğitim' diye açıklama yaptınız. Bu kesintisiz eğitimin Hacıbektaşlılara hediye edilmesinin özel bir nedeni var mıydı?" sorusunu sordu.

Yılmaz, soruyu şöyle yanıtladı:

"8 yıllık kesintisiz eğitim yasası o gün Meclis'te kabul edilmişti. Oylamadan sonra helikopterle Hacıbektaş'a açılışa gittim. Orada dedim ki 'Size bir de hediye getirdim, 8 yıllık yasa Meclisten geçti'. Eğer Hacıbektaş yerine Bursa'ya gitseydim, Bursa'ya aynı hediyeyi söyleyecektim. Elbette ki böyle bir kanun, bütün millete hediyedir. Eğitimi 5 yıldan 8 yıla çıkartan bu kanun, bütün millete hediyedir. Orada söylenmesinin nedeni benim o günkü programımda ilk durağımın orası olmasıdır."​

Tuna'nın, "24 Şubat'ta verdiğiniz demeçte, 'Hükümet, Cumhurbaşkanının çarşaf çarşaf uyarılarını anlamayacak kadar kör. TSK, Sincan benzeri bir uyarıyı 28 Şubat'ta yapacak' diyorsunuz. Sincan'da 3 Şubat'ta tankların geçmesini hatırlatıyorsunuz. Bu bir ihtar, uyarı, muhtıra gibi algılanmadı mı, sizce? Bu tank gösterisinin tekrarını istemek olarak değerlendirilebilir mi?" sorusu üzerine Yılmaz, "Benim orada söylediğim her kesimden rahatsızlık gelmesidir. Belki temadi edebilir anlamında söylemişimdir. Her kesimden, 'Bak, Genelkurmay tank yürütüyor, Cumhurbaşkanı beyanat veriyor, sivil toplum kuruşları rahatsız. Siz bunları hiç görmüyor musunuz, ülkenin sorumlu hükümeti olara​k' rahatsızlıkları geliyor." ifadelerini kullandı.

Yılmaz, şikayetçi avukatlarından Emrullah Beytar'ın, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in, hükümeti kurma görevini kendisine vermesinin sürpriz olup olmadığı ve görevin verileceğini daha önceden bilip bilmediği sorusunu yanıtlarken, "Bu, Sayın Cumhurbaşkanının takdiridir. Sürpriz diyemem, iki aday vardı, Sayın Çiller ve ben. Görevin bana verileceğini kesinlikle bilmiyordum." dedi.

Beytar'ın, "Mehmet Ali Birand'ın 'Son Darbe: 28 Şubat' kitabında, bundan malumat sahibi olduğunuzu dile getiriyorsunuz" demesi üzerine Yılmaz, "Sürpriz değildi. Cumhurbaşkanı ya bana ya Sayın Çiller'e verecekti. Cumhurbaşkanı, 'Bu krizin müsebbiplerinden birisi Erbakan ise diğeri Çiller'dir. Onun için görevi size veriyorum. Yalnız, gergin ortamı sakinleştirin ve Meclis'ten güvenoyu alın', dedi" diye konuştu.

Yılmaz, bir başka soru üzerine şunları kaydetti:

"55. Hükümet olarak, irticayla mücadele konusunda, 28 Şubat 1997'deki MGK toplantısında alınan tavsiye kararlarının hayata geçirilmesi konusunda yeteri kadar veya kendi istedikleri kadar aktif olmadığımızı düşünen Genelkurmay'da bazı kişiler vardı. Ben bunlara YAŞ'ta da diğer toplantılarımızda da şahit oldum. Bizim de kendi gerekçelerimiz vardı. Mesela YAŞ'ta biz rahmetli Doğu Aktulga ile bayağı tartıştık. O dedi ki 'Bütün bu rezaletlerin sebebi 163. maddenin kaldırılmasıdır'. 163. maddeyi kaldıran biziz. Çünkü bu maddenin geçmişte yanlış uygulandığını, bunun da asıl mücadele edilmesi gereken irticai faaliyetleri beslediğine inanıyorduk. Bu konuda çok farklı görüşlerimiz oldu, tartıştık. Genelkurmay'ın zaman zaman açıklamaları oldu. Bizi yeteri kadar aktif ve hassas olmamakla suçlayan açıklamaları oldu. Bunlar kamuoyu önünde oldu. Genelkurmay ile her zaman aynı görüşte değildik. Biz siyasi parti olarak gücümüzü halktan alıyoruz ama biz, milletin değerleriyle devletin ilkelerini bağdaştırmaya çalışıyoruz. Kimseyi kimseye karşı çatışmaya zorlayan, bundan prim almak isteyen parti olmadık ama tek aktör biz değildik. Siyasette çok gelişmeler oldu, bunların faturasını millet ödedi."

"Meral Akşener'e yönelik, askeri bürokratın beyanı gazetelere yansıyor. Siyasetçi olarak, o beyana karşı ne diyorsunuz?" sorusuna Mesut Yılmaz, "Ben buraya yorum yapmaya gelmedim. Bilirkişi değilim. Bildiklerimi anlatmaya geldim. Olayın içinde ben yokum, dışarıdaki birisiyim" yanıtını verdi.

Yılmaz, "O beyan siyasetçilerde ve sizde tepkiye, korkuya neden oldu mu?" sorusu üzerine, farazi bir şey söyleyemeyeceğini belirtti.

Avukat Beytar'ın, "Anamuhalefet liderliğinizde, Genelkurmay karargahının ışıklarının gece boyunca açık bırakılması, Sincan'da tankların yürütülmesi, sonraki gazete manşetleri, demokrasinin geleceği adına kaygı uyandırdı mı?" sorusunu yanıtlarken, "Toplumda bu kadar büyük huzursuzluk olursa silahlı kuvvetlerde bu kadar rahatsızlık olursa bizde endişe olmaması mümkün mü? Elbette biz endişeyi gidermek için elimizden geleni yapmak durumundaydık ve yaptık" diye konuştu.

- "Eğer mağduriyet yarışına gireceksek..."

Yılmaz, müşteki avukatlarından Necip Kibar'ın, "Bir Amerikan dergisine verdiğiniz mülakatta, başörtülüler için 'Yarasalar' lafzında bulundu mu?" sorusunu şöyle yanıtladı:

"Böyle bir beyanım var ama bununla bağlantılı değil. Siyasi rakiplerimiz tarafından bu şekilde maniple edildi. Amerikan dergisine falan değil, Anavatan Partisi Grubunda söyledim, 'Yarasalar gibi karanlıkta ortaya çıkan kuvvetler var, karanlıktan medet umanlar var' dedim. Sonra her gittiğim yerde 'Bize yarasa dedin' diye RP'lileri önümüze çıkardılar. Ben onların hakları için mücadele verdim."

Avukat Kibar'ın, "8 yıllık kesintisiz eğitimi çıkarma gereği neden duyuldu?" sorusunu yanıtlarken Yılmaz, bunun Meclisin takdiri olduğunu, eleştirmenin kendisine düşmeyeceğini ifade etti.

Şikayetçi avukatlarından Namık Kemal Urhan, "Tanık, gönül isterdi ki tarihe de tanıklık etsin ama görüyorum ki bundan kaçıyor." dedi.

Yılmaz, başörtülülerin memuriyetten çıkarılmalarına ilişkin soru üzerine, "Başörtülüler memurluğa alınamazlardı ki çıkarılsınlar" ifadesini kullandı.

Ancak bazı şikayetçi avukatlarının o dönemde başörtülü memurlar bulunduğunu bildirmesi üzerine Yılmaz, "Eğer bir mağduriyet yarışına gireceksek, o dönemde bazı insanların başörtüsü yerine peruk taktıkları için veya başörtüsü taktıklarından derslere falan giremedikleri için mağdur olduklarını kabul ederim ama siz de kabul edin ki onlardan çok daha büyük bir mağduriyeti, iflas eden bir dava nedeniyle 4-5 sene hapiste yatan insanlar çekmiştir." diye konuştu.

Yılmaz, soruların tamamlanmasının ardından duruşma salonundan ayrıldı.

(Bitti)

Anahtar Kelimeler:
şubat davası
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.