'27 Nisan e-muhtırası'na ilişkin soruşturma

'27 Nisan e-muhtırası'na ilişkin soruşturma

'27 Nisan e-muhtırası'na ilişkin soruşturma

'27 Nisan e-muhtırası'na ilişkin soruşturma

06 Haziran 2016 Pazartesi 17:27
44 Okunma
'27 Nisan e-muhtırası'na ilişkin soruşturma

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, "27 Nisan e-muhtırası"na ilişkin soruşturması kapsamında "bilgi sahibi" sıfatıyla ifadesine başvurulan eski Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan, "Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde AK Parti tarafından Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilen Abdullah Gül'ün eşinin türbanlı olması sebebiyle, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Mehmet Ağar ve Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu üzerinde, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu olan emekli ve muvazzaf askerler tarafından baskılar yapılmıştır" beyanında bulundu.

Kandoğan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine 29 Nisan 2016'da Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadede, 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde AK Parti Denizli Milletvekili olarak TBMM'ye girdiğini, 2004'teyse AK Parti'den istifa ederek DYP'ye katıldığını anlattı.

O dönemde Mehmet Ağar ve Mehmet Tatar'ın bağımsız milletvekili seçilip DYP'ye katıldıklarını, Mehmet Eraslan'ın da AK Parti'den istifa ederek DYP'ye geçtiğini ifade eden Kandoğan, 2007'deki Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde DYP'de milletvekili 4 kişi olduklarını belirtti.

Kandoğan, şu bilgileri verdi:

"Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde AK Parti tarafından Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilen Abdullah Gül'ün eşinin türbanlı olması sebebiyle, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı olan Mehmet Ağar ve Anavatan Partisi Genel Başkanı olan Erkan Mumcu üzerinde Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olan emekli ve muvazzaf askerler tarafından baskılar yapılmıştır. Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu bir süre bu baskılara karşı direnmişlerdir ancak daha sonra dirençlerini kaybetmiş olup, genel başkanımız ve parti yönetimi de bana ve diğer milletvekili arkadaşlarıma 27 Nisan 2007'da TBMM'de yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimi oturumuna katılmamamızı söylemişlerdir. Ayrıca bu süreçte Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olan emekli ve muvazzaf askerler tarafından biz milletvekillerine de aşırı şekilde baskı yapılarak Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin Meclis oturumuna katılmamamız söylenmiş, hatta ölüm tehditleri içeren birçok telefonlar açılmıştır."

-"Fiziki müdahaleye de uğramıştım"

Kandoğan, emekli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı olan Sabih Kanadoğlu'nun, o dönemde basına, Cumhurbaşkanlığı seçimi oturumunda milletvekillerinin üçte ikisi hazır olmadığı takdirde seçime gidilemeyeceğini ifade ettiğini anımsatarak "Bunun üzerine, seçim oturumunun bu sayıya ulaşmaması için anlattığı baskıları sürekli yaşadıklarını" söyledi.

Kandoğan, şöyle devam etti:

"Hatta Cumhurbaşkanlığı seçimi oturumuna katılmak amacıyla Meclis bahçesinden Genel Kurul salonuna gitmek amacıyla Meclis içerisine girmeye çalıştığım esnada, mensubu bulunduğum Doğru Yol Partisi Genel Başkanımızın talimatıyla Genel Başkan Yardımcımız Timur Gürgan ve Genel İdare Kurulu Üyesi Birol Özcan tarafından kollarımdan tutularak içeriye girmem engellenmeye çalışılarak fiziki müdahaleye de uğramıştım. Ancak bütün bu engellemelere ve çabalara rağmen 27 Nisan 2007 tarihli Cumhurbaşkanlığı seçimi oturumuna katıldım. O gün Genel Kurul salonunda 361 milletvekili olarak toplandık. Sonrasında aynı gün Cumhuriyet Halk Partisi, Sabih Kanadoğlu'nun iddia ettiği nitelikli çoğunluğun sağlanamadığını ifade ederek Anayasa Mahkemesine başvurarak oylamanın iptal edilmesini istedi. Aynı akşam saat 23.00 sıralarında da o dönemin Genelkurmay Başkanı olan Yaşar Büyükanıt 'e-muhtıra' adı altında Genelkurmay sitesinde bir açıklama yayınlamıştı."

Kandoğan, "açıklamanın" son bölümünde "Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri, yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır. Gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net olarak ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmaması gerekir" denildiğini aktararak "Bu ifadeler, Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik açık bir müdahaledir ve TBMM'nin iradesinin üzerine ipotek koymaktır. Bu, 'Gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net olarak ortaya koyacaktır' ifadesinin hangi anlama geldiğini milletimiz 1960 ihtilalinden, 12 Mart 1971 muhtırasından, 1980 ihtilalinden ve 28 Şubat 1997 post modern darbesinden çok iyi bilmektedir." dedi.

Kandoğan, o dönemde kendisiyle birlikte birçok milletvekiline de yoğun baskı uygulandığını bildirerek bunlardan birinin eski İstanbul Milletvekili Göksal Küçükali olduğunu iddia etti. Küçükali'nin, "emekli Orgeneral Tuncer Kılınç'ın, kendisini telefonla arayarak, Meclis'e katılmamasını ifade ettiğini" söylediğini savunan Kandoğan, şunları aktardı:

"Yine Şanlıurfa Milletvekili Turan Tüysüz, kendisi açıkça Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu'nun kendisine, 'Meclise girdiğimiz takdirde askerler tarafından senin de benim de götürüleceğimiz yer bellidir.' ifadesini söylemiştir. Şu an İzmir Milletvekili olan Hüseyin Kocabıyık, 25 Nisan günü yapılan Anavatan Partisi Genel İdare Kurulu toplantısının sonuna doğru Erkan Mumcu'nun kendisine gelen iki telefon üzerine dışarı çıkıp, görüşme yaptıktan sonra dönüşünde, Genel İdare Kurulu üyelerine 'Artık benim de yapabileceğim bir şey kalmamıştır. Bu saatten sonra Meclis'e giremeyiz.' şeklinde konuşmuştur."

Kandoğan, "sürecin başında hem Ağar hem de Mumcu'nun, Cumhurbaşkanlığı seçimi oturumuna katılınması gerektiği görüşündeyken, sürecin sonunda bahsettiği bu ve benzeri baskılar dolayısıyla kararlarından vazgeçtiklerini" söyleyerek "Mesela bu süreçte, emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'nın bir telefon kaydı basın tarafından yayınlanmış ve bu kayıtta Sayın Karadayı, 'Erkan Mumcu'ya telefon ettim, (Meclise girmeyeceksin) dedim.' ifadesi kendisi tarafından da yalanlanmamıştır." dedi.

Kandoğan, "bu düşüncelerine ilişkin TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonuna verdiği beyanı da aynen tekrarladığını" bildirdi.

- Soruşturmanın geçmişi

Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına 12 Eylül darbesi, 28 Şubat ve 27 Nisan açıklamasının sorumluları hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 27 Nisan açıklamasıyla ilgili suç duyurusu evrakını ayırmış, 'suç yeri Ankara olduğu' gerekçesiyle dosyayı 2012'de 'görevsizlik' kararıyla özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine göndermişti.

Çevik, soruşturma başlatıldıktan üç yıl sonra, 5 Haziran 2015'te savcılığa ifade vermişti.

Soruşturma kapsamında 14 Aralık 2015'te, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın, "şüpheli" sıfatıyla Fenerbahçe Orduevi'ndeki ikametinde talimatla savunması alınmıştı.

Büyükanıt, yazılı savunmasında, "Basın açıklamasını kendisinin kaleme aldığını, TSK içindeki hiçbir personelin katkısının bulunmadığını ve yayınlanıncaya kadar da bilgisinin olmadığını" belirtmişti.

O tarihte yürürlükte olan TSK İç Hizmet Kanun ve Yönetmeliğinin, TSK'nın görevlerini belirleyen hükümleri çerçevesinde hareket edildiğini ileri süren Büyükanıt, savunmasında, "Bir kısım çevrelerce iddia edildiği şekliyle kesinlikle yürütme organına yönlendirilmiş bir muhtıra veya Anayasamızla teminat altına alınmış anayasal düzenimize yönelik bir girişim değildir." ifadesine yer vermişti.

Büyükanıt, ifadesinde şunları kaydetmişti:

"Askeri darbe şeklindeki nitelendirmeyi kesinlikle kabul etmem olanaksızdır. Zira sadece özellikle laiklik ilkesini zedeleyici, ortadan kaldırıcı birtakım çevrelerin faaliyetlerini, bu faaliyetlerine küçük çocuklarımızı, eğitim gören gençlerimizi alet ettiklerine yönelik tespitlerin iletilmesinden ibaret yazının bir anayasal suç olarak tasnifine de olanak bulunmamaktadır."

Soruşturmayı yürüten Savcı Selda Binboğa Kurtuluş, Büyükanıt'ın savunması üzerine TBMM'den, Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu raporunu istemişti.

Savcı Kurtuluş, Ağar ve Mumcu'yu da ifadeye çağırmıştı.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.